All for Joomla All for Webmasters
-->

Adalet Üzerine Düşünceler

Adl nedir ? Bir şeyi yerine, konumuna koymaktır.

Zulm nedir ? Yerli yerince koymamaktır.

Adl nedir ? Mesela ağaçları sulamaktır.

Zulm nedir ? Dikene su vermektir.

Kale yerine, şahı sürmek oyunu kaybetmek demektir.

 

Şah yerine fili sürmek, fili koymak bile bilgisizliktir.[1]

 

            “Adalet” kavramının bir “değer” olarak ifade ettiği anlamı, ele almaya teşebbüs ettiğimde, zihnimde beliren şeyin nedense bir “kuşatılamazlık ve belirsizlik” hali olduğunu fark ettim. Bu durumu, gerekçelendirmeye çalıştığımda, öncelikle kavramın, gerçeklikle temasını kurmadan anlaşılamayacağı sonucuna ulaştım. Çünkü ölçülemeyen ve özellikle insan denilen akıl ve irade sahibi tek varlığın, vicdanında huzur ya da huzursuzluk uyandırmayan bir gerçeklik alanı (evren) olmaksızın, adalet anlaşılmaz bir rüya olmaktan öteye gitmezdi.

 

            Bu cümleden olarak her insanın sahip olduğu statü ve roller üzerinden, çevresiyle bir ilişki kurduğunu, adalet kavramının da bu noktada tezahür ettiğini söyleyebiliriz. Diğer deyişle, adalet, insanın merkezinde olduğu ilişkiler ağı üzerinden tanımlanabilen bir değer ve hükümdür. Bu bağlamda, insansız ve ilişkisiz adaletin kalbin olmasa bile, aklın kabul edemeyeceği bir varsayım olduğu söylenebilir. İnsan aklına ve davranışlarına konu olan adaletin, bu anlamıyla yeryüzünde tek bir insan yaşasaydı dahi bir sorunsal ve gerçeklik olarak varlığı, yine kaçınılmaz olurdu. İnsanın var olduğu noktada, adaletin anlaşılabilir, anlamlandırılabilir hale geldiğini söylemek de mümkün.

 

            Yeryüzü tarihi, insan-insan ve insan-evren ilişkisinde insanın bu ilişkinin etkin öznesi olması dolayısı ile adalet kavramını ve karşıtını üretmiş bir prosesi de ifade eder. Tam burada adaletin her mutlak veya soyut değer gibi, karşıtıyla anlaşılabilir olduğunu da tespit edelim. Zulüm olmazsa adalet anlaşılabilir bir değer olabilir miydi? diye de soralım.

 

            Adalet'in anlaşılabilirliği sorunsalı üzerinden, yukarıda kısaca yaptığımız analiz kavramın anlamını keşfetmekte şüphesiz yeterli değildir. Ancak bu analizin adaletin anlaşılmasında hareket noktası olabilecek sonuçları şunlardır.

 

  • Adalet, bir başına algılanması güç, muğlak bir soyut değerdir.  
  • Adalet, yaşadığı gerçeklik alanı (evren) içinde etkin özne olarak insanın geliştirdiği ilişkiler ağı ile şekillenen ve anlaşılabilen bir sorunsaldır.
  • Adalete ilişkin hüküm kurduran zemin, insanın çevresiyle kurduğu ilişki ve bunun devamında gelişen olay ya da olaylar dizisidir.
  • Adalet, pek çok değer gibi karşıtıyla anlaşılabilir hale gelir.

 

            Adalet, insanın etkin özne olduğu bir gerçeklik alanı içinde şekillendiğine göre, bu durum beraberinde adaleti, insanın tercih ve davranışlarıyla özdeş ve bir arada değerlendirmeyi gerektirir. Bu açıdan adalet, insanın rol aldığı olayların ve insan davranışlarının değişmeyen kodu, vazgeçilmez unsurudur.

                                                            *          *          *

             Adalet -ya da köken olarak adl- kavramının sözlük anlamına bakıldığında, kavramın hemen her sözlükte karşılığı olarak "bir şeyi yerli yerince yapmak" , "doğruluğu tartışılmayan akla ve vicdana uygun davranış" , "herkese layık olduğu muameleyi yapmak" ,   "zulüm etmemek" , "hakkaniyete uygun davranmak" gibi tanımların yer aldığını görürüz. Bu durum genel algı ve tanımlama eğiliminin de adalet ve insan davranışı arasında özdeşlik veya içiçelik olduğunu ortaya koyar. Bu genel geçer tanımlamaların işaret ettiği üzere adalet kavramının "ölçülülük" , "eşitlik" ve "hak edene hak ettiğini vermek" gibi unsurları taşıdığı açıklıkla görülebilir.

             Buraya kadar soyut düzlemde bazı mülahazalar ortaya koyduk. Şimdi bir değer olarak adaletin, davranış ve olaya içkin doğası gereği, somut (müşahhas) örnek üzerinden bir anlamlandırma yapabiliriz. Örneğin; borç alma bir insan davranışıdır. Bu davranış, bir başkasının (malik) egemenlik alanında olan maddi bir varlığı (malı veya parayı) , onun (malikin) rızası ile iade etmek üzere yapılan karşılıklı bir anlaşmadır aynı zamanda. Borçlu, yapılan anlaşma gereği, bu borcu, alacaklısına iade ettiğinde hak yerini bulmuş olur. Adaletin bu basit örnek üzerinden açık anlamı, borcun alacaklının rızasına uygun olarak alacaklıya iade edilmesidir. Yine doğruluk, söze sadakat (ahde vefa), hak sahibine hakkını vermek gibi adalet kavramını oluşturan önemli unsurlar bu örnekte somut olarak görülebilir. Keza, işverenin işçiye emeğinin karşılığı olarak ücretini vermesi, kamu hizmetlerinden yararlanmada, herkese eşit muamele yapılması, eşlerin birbirlerine karşı, evlilik akdinden doğan karşılıklı hak ve yükümlülüklere uygun davranması, yöneticilerin, güç sahiplerinin ve ebeveynlerin söz sahibi oldukları konularda, hakkaniyet sınırlarına uygun olarak, şartların gerektirdiği en uygun davranış biçimini icra etmeleri, ihlal edilen haklar için ihlal edene yaptırım uygulanması, suçluya davranışının mukabili, istihkakı olan cezanın uygulanması ve hatta genel algılamamızın aksine olarak kişinin kendisi ile kurduğu ilişki anlamında bile olsa temizliğe önem vermesi, çalışkan olması, beden ve ruhuna zarar verici tüketim biçimlerinden uzak durması ve benzeri örnekler, adaletin sınırsız denebilecek çokluktaki somut tezahür biçimlerinden sadece bir kaçıdır.

 

            Bu çerçevede, en genel anlamı ile insan davranışı, adalet terazisinin ölçüsüne konu olan bir "durum"u ifade eder. Bir değer, ilke veya kavram olarak adalet, insan davranışına, dolayısıyla insana ve topluma düzen veren en temel bir dinamik olduğu gibi bireysel ve toplumsal anlamıyla sağlıklı bir işleyiştir. Tabiatıyla, adaletin insan davranışında etkinliği oranında, insanlığın her boyutuyla huzur katsayısının artacağı, adil davranış ile insanın mutluluğu arasında doğru orantı olduğu da sabık cümlenin cümlesindendir.

                                                            *          *          *                                            

             Teoride insanlık ve hatta evren için, adaletin yaşamsal önemi olduğu konusunda tüm din, felsefe ve ideolojilerin düşüncesi ortaktır: "Adalet, zorunludur, vazgeçilmez ve mutlak iyidir." Hemen her yaklaşım biçiminin iştirak ettiği bir yargının da : Adaletin aslında genel anlamı ile insanların çıkarlarına dokunsa bile uymak durumunda oldukları ilke ya da ilkeler manzumesi olduğu, hatta bundan öte yukarıda serdettiğimiz mülahazaları tamamlayacak şekilde, adaletin , ilkeye, kurala uygun davranmak pratiği olduğu netlikle söylenebilir.

 

            Adaletin insanın davranış alanını düzenleyen ve davranışa özdeş karakteri göz önüne alındığında, adaletin bireysel ve toplumsal anlamı ile inşası için ihtiyaç duyulan temel düzenek ya da değişkenin ne olabileceği konusunda farklı teoriler ve uygulamalar vardır. Aslında bu sorunsala ilişkin yaklaşımlar indirgeyicilik riski taşımakla birlikte, iki temel ayrımla anlamlandırılabilir. Birincisi: Adaletin tesisi için mutlak surette devlet organizasyonunun güvencesinde bir hukuk sistemi olacaktır. Adalet, devletin tekelinde bir insanlık ideali olup bu çerçevede değerlendirilmelidir. İkincisi : Adalet, temelini semavi dinlerde bulan ahlakın, bireyin iç dünyasına ve davranışlarına nizam veren ilkeleri ile inşa edilebilir, anlaşılabilir bir değer ve idealdir.  

 

            Birinci yaklaşıma ilişkin olarak kısaca şunlar söylenebilir: Modern devlet sistemleri bir açıdan, en üstün gücü elinde bulunduran yegane meşru otorite olarak devletin pozitif hukuku işler kılacağı ve bu suretle adaleti sağlayacağı kabulüne dayanır. Modern siyasal teoride, bu ortak kabul "hukuk devleti" kavramı ile kavramsallaştırılmıştır. Bu insanlığın gelişme düzeyi ile paralel olarak varılmış bir sonuç, amaçsal bir nedendir. Ancak, adalet, insanlığın çok önemli bir gelişim aşaması olmakla birlikte, "hukuk devleti" , "hukukun egemenliği" ve benzeri anayasal süreçlerin ürünü olan kavram ve ilkelerin, salt siyasal yönetimin konusu haline getirilmesi, kurumsal bir fonksiyona indirgenmesi, modern zamanlara özgü ciddi bir sorun gibi durmaktadır. Zira belirttiğimiz gibi adalet, her insan davranışına içkin olup insan davranışına yön veren, referans olan ideal ilkeler demektir. Devlet organizasyonunun (veya yöneticilerin davranışlarının) pozitif hukuk sistemine uygun olması da mezkur ideal adalet tanımı ile uyumlu görünmektedir. Ancak adaletin bir başına bu "durum"a indirgenmesi eksikliktir. Yaşadığımız dünyada, toplumda, adaletin tezahür düzeyi kaygı vericidir. İlkenin değil, ilkesizliğin, kuralın değil kuralsızlığın hakim olduğu bir dünyada yaşadığımız genel kabuldür. Yatay anlamı ile insanların birbirleri ile kurdukları ilişkilerden, yöneten, yönetilen ilişkisi biçiminde beliren siyasi, iktisadi ve her türden sosyal ilişki biçimine kadar, adalet yitik bir değer gibidir. Bu anlamda, adaletin inşasına ilişkin yukarıda değindiğimiz iki temel yaklaşım biçiminden birincisinin yani adaleti salt devletin bir fonksiyonuna indirgeyen yaklaşımın adalet idealine ulaşmamız için yetersiz olduğu açıklıkla söylenebilir. Üstelik, egemen bakış açısının (veya paradigmanın ) bu yaklaşımı, bireyi ve ahlakı hatta bir açıdan toplumsalı ihmal edişiyle pek çok soruna kaynaklık etmiştir. Birinci yaklaşımın ahlaktan arındırılmış seküler doğasını içselleştirmiş uygulayıcıları olan ve iyi modeller olarak sunulan modern devletler, her yaştan bireyin, ailelerin anomisini aşamamakta, hatta yabancı düşmanlığı dâhil başka devletler ve halklar için yeni-sömürgecilik denebilecek marazi siyasetleri üretebilmektedirler. Bu da adaletin, adaleti arayan ve ona mutlak surette ihtiyaç duyan insanın algısında, gitgide gündem dışına taşınan farazi ve felsefi içerikli bir mitolojiye dönüşmesine yol açmaktadır. Bu algı ise genelleştiği oranda yaşadığımızdan çok daha ileri boyutta, kaosa götürücü büyük bir tehlike arz edebilir.

             Adaletin inşası için ahlak temelinde bireyi ve toplumsalı inşayı hedefleyen ikinci yaklaşıma ilişkin ise şunlar söylenebilir : Adalet, insan davranışlarını, yasaların öngördüğü bir çerçeveyle sınırlamak değildir sadece. Kaldı ki bunun yeterli olmayacağı açık bir bilgidir. İnsanın tercihlerinin, davranışlarının saikini oluşturan nedenler, insanın hayata bakış açısıyla, inançları ve değerleri ile ilişkilidir. İnsanın, davranışlarında kendisini ahlaki açıdan sorumlu hissetmediği, yine ahlaki sınırlar içinde hareket etme duyarlılığı taşımadığı bir durumun nasıl kaotik bir toplumsal ortam oluşturduğu varsayım olarak değil, bir gerçeklik olarak modern tecrübeyle sabittir.

             İnsanın tercihleri söz konusu olduğunda, aslında, ahlaki olanın temel olduğu, adaletin de tam bu vasattan türediği söylenebilir. İnsanlar ve topluluklar, modern ya da güçlü devletlerin olmadığı dönemlerde kökenini sistematik olarak semavi dinlerde bulan ahlak ile davranışlarına anlam ve biçim vermekte idiler. Bir başka ifade ile önceleri, semavi dinin iyi ve kötüye dair bilgisi, insanların yaşamının merkezindeki kurucu bir öğe idi. Modern devletlerin yeryüzünün tümünde etkin hale geldikleri, genel anlamı ile dini olanın yaşamın temel kodu olmaktan çıktığı modern zamanlarda, adaletin kaynağını oluşturan ahlakın insan yaşamındaki etkinlik katsayısı dibe vurmuştur. Bu da beraberinde, kuralı, yasayı, hukuku araçsallaştıran, ahlaka alternatif olarak çıkarını mutlaklaştıran her rol ve statüde bireyleri, cemaat ve cemiyetleri türetmiştir. Sonuç : Yasa var, adalet yok. Devlet var, nizam yok. Ekmek var, açlık çok. Modern tecrübenin adaleti ve özgürlüğü bayraklaştıran ancak zulmü ve kaosu netice veren pratiğinin tashihe ihtiyacı vardır. Kuşkusuz modernleşme ve modern devlet tecrübesinin, adaleti kurumsallaştırmış ve bir hukuk sistemi olarak inşa etmiş olmasının insanlık adına sayısız faydası vardır. Ancak bu faydaların küresel anomiyi ve zulmün hegemonyasını izale edemediği de açıktır. Zulmün egemen olduğu dünyamızda ise adaletin yeniden inşası için insanlık tarihine nizam veren dinlerin her insan tekinin ve tüm insanlığın gelişimine katkı sunacağı tartışmasız olan iyiye ve kötüye dair bilgisine, ahlak öğretisine bugün fazlası ile ihtiyaç vardır. Dinin ve dinlerin dolayısı ile ahlakın yükselişi, daha adil bir dünya için tek seçenek olarak durmaktadır. Karşılık bulması zor bir talep olsa da devlet sistemleri, özgürleştirdikleri yanılgısı ile dinden uzaklaştırdıkları ve maddenin, çıkarın, tensel olanın ve bencilliğin esaretine mahkum ettikleri insana, özgürlüğünü iade etmeli ve bu suretle adaleti yeniden inşa etmelidirler. Bu noktada, bu talebe direnen devlet denen "leviathan"lara inat, adil bir dünya için insan odaklı sivil toplum örgütlenmelerinin, dünyada ve ülkemizde gitgide etkinlik kazanan çalışmalarının kalıcı ve yapıcı değişimlerin habercisi olduklarını da vurgulamak gerekir. Kısacası, beklenen adalet, modernleşme tecrübesine ahlak aşısı yapılması ile ahlaka muti devlet ve bireylerle dönecektir. Yaşayışça ahlakın buyruğu ise müslüman için de, hristiyan için de, musevi için de , budist ve diğer din tabileri için de aynıdır.Zulmetmeyeceksin örneğin. Haram yemeyeceksin. Dürüst olacaksın. Bencil davranmayacaksın. vs. vs. Bunları hayatın gayesi ittihaz eden iman sahiplerinin daha adil bir dünyayı inşa edecekleri açıktır. Hasılı, hakim trend, azalan sekülerlik, artan dindarlık ve ahlak olmalı.

             Özellikle sekülerleşmiş dünyamızda, gayet ciddi adalet buhranları yaşayan insanlığın ve Müslümanların, adalet için (ve daha pek çok değer için) tavizsiz tek kurtuluş adacığı olan İslam'ın çağrısına şimdi her zamankinden daha fazla ihtiyacı vardır.

 

Av. Suphan Erkan

İzmir Barosu

 (Aksiyoner Hukukçular Derneği Bülteni 2.sayı Sayfa 16)

[1]           Mevlana-Mesnevi-6. Cilt-Tirmid Padişahı Seyyid'in Delkak ile hikayesinden

Meya Hukuk | İletişim Bilgileri

  • Tel: 0412 228 1525
  • Fax: 0412 228 1525
  • Gsm:0531 611 33 22 | 0507 558 98 28
  • Email: info@meyahukuk.com
  • Adres:Mahabad Bulvarı No:2 Gold Office Büro No:14/40 Yenişehir/Diyarbakır

Yasal Uyarı

​İnternet sitemizdeki bilgi ve açıklamalar sadece bilgilendirme amaçlıdır. Sitemizde yer alan bilgiler reklam amaçlı değildir. Kullanılan bütün içerikler Meya Hukuk danışmanlık bürosuna aittir. Büromuzun açıkça yazılı izni olmadan logo ve sair bilgileri kullananlar hakkında yasal işlem yapılır. Bu siteyi ziyaret ederek yukarıdaki şartları kabul etmiş sayılırsınız.